9 Mart 2013 Cumartesi

ZERO DARK THIRTY

1. Öncelikle belirtmeliyim ki bir filmin fraksiyonu olmaz, filmin niteliğidir belirleyici olan. Örneğin “The Message-Çağrı”, bağıra bağıra İslamiyet propagandası yapmasına rağmen iyi filmdir. Ya da “The Exorcist-Şeytan”, Hristiyanlık propagandası yapmasına, hatta hata kurtuluşun Hristiyanlıkta olduğunu söyleyecek kadar abartmasına rağmen başyapıttır. Uzağa gitmemek gerekirse bu senenin en iyi filmlerinden “Life of Pi-Pi’ın Yaşamı”, "hangisi olursa olsun, yeter ki bir dine inanın" kadar olayı ucuzlaştırıyorsa; sinemada fraksiyonun değil, filmdeki kalitenin önem arzettiğini içselleştirmemiz lazım diye giriyorum konuya. Bu söylediklerim, Kathryn Bigelow'un faşist olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği gibi, filminin başarılı olduğu gerçeğini de değiştirmez.
2. Filmle ilgili işkence tartışmalarıyla devam ediyorum: “Safe House-Düşmanı Korurken”'de benzer işkence sahneleri kimseye batmazken, “Reservoir Dogs-Rezervuar Köpekleri”ndeki kulak kesme sahnesi herkesi kahkahayla güldürürken, “Saw-Testere” serisi box office manyağı olurken herkes mutluydu da; neden Bigelow'un filmindeki işkence sahneleri bu kadar hassasiyet yarattı anlamış değilim. Üstelik buradaki işkence sahnelerini Bigelow'un faşistliğiyle değil de; Amerika'nın günah çıkartması, yedikleri herzeleri kabul etmesi olarak yorumlamak da mümkünken. Ayrıca Jason Clarke'ın canlandırdığı karakter alenen “Munich”deki Avner’ı (Eric Bana) andırırken; birine "ortadan", birine "faşo" muamelesi çekmek haksızlık değil mi? 
3. Filmde aşırı milliyetçilik anlamında en fazla eleştirilen karakter olan Maya'yı canlandıran Jessica Chastain'e baktığımızda; aslında aşırı milliyetçi değil, idealist olduğunu görüyoruz. Derdi, saplantı haline getirdiği bir davayı çözmek. Ve altı kalın çizgilerle çizilmese bile bunun, milliyetçilikle değil; bastırılmış lezbiyenliğiyle ilgisi var. Haa, bir de Bigelow'un Chastain'in rolünde gözü olduğu; az biraz oyunculuk yeteneği olsaydı bu rolü bizzat oynayacağı da filmin her karesinden buram buram taşıyor. Bu arada Maya'nın dönüşümünün “G.I. Jane”deki Demi Moore’la homojen olması, filmin inandırıcılığına alenen gölge düşürüyor. (Chastain'i gayet başarılı bulmama rağmen, Oscarın Jennifer Lawrence'ın hakkı olduğunun da altını çizmem gerek.)
4. Clarke'ın arap esirine yaptığı muamele ve ikram sonrası, maymunlarına dondurma ikram etmesi; hakikaten mide bulandıracak kadar rezalet bir alegoriydi.
5. Olağanüstü bir sinematografi ve kurgu çalışması vardı filmin. Sinematografi alanında “Life of Pi”a tosladığı için hiç şansı olmamasına rağmen; kurgu alanındaki Oscar, “Argo”nun değil; bu filmin hakkıydı bence. Ayrıca coğrafyadan yakaladığı görüntüler enfesti.
SONUÇ: Bigelow, harika bir operasyon filmine imza atmış. Öyle ki, vıcık vıcık milliyetçilik akan zayıf “The Hurt Locker-Ölümcül Tuzak”la bedavadan Oscar kazanmasaymış; bu filmiyle bu senenin galibi rahat olabilirmiş. Aşırı milliyetçilik eleştirilerinin bu film için geçerli olmadığını, filmi ısrarla operasyona yönelttiğini, Amerika'nın haklılığı vurgusu yapmadığını, operasyonun idealist bir CIA ajanının saplantısı sebebiyle başarılı olduğunun altını çizdiğini düşünüyorum. Fikirlerime muhalefet edilecekse bile minimum birkez izlenmesi gerekir bence.

YÖNETMEN: Kathryn Bigelow
OYUNCULARI: Jessica Chastain, Jason Clarke, Jennifer Ehle
TEK CÜMLEYLE KONU: 11 Eylül'ün müsebbibi olarak bilinen Usame Bin Ladin'în yakalanması ve imha edilmesi operasyonu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder