2. John Hillcoat'un "The Road"da denediği gibi; fantastik bir kavram üzerinden değil, gerçek ve olası bir felaketle “İnsanları nasıl rahatsız edebilirim?” diye düşünmüş ve bunu peliküle mükemmele yakın bir asap bozuculukla ve çok başarılı bir soundtrack katkısıyla aktarmış.
3. Çok karakterli ve öykülü filmini, biryerlere vardıracakmış ve öyküleri hem biryerlere hem de birbirlerine bağlayacakmış gibi bir his yaratıp; nihai noktada "Kusura bakma arkadaş ama derdim bu değildi" deyip; neden Steven Soderbergh olduğunu da bizlere hatırlatmış.
4. Derdi, net bir şekilde bulaşma aşamasının ne kadar hızlı ve ne kadar çok yönlü olabileceğine dem vurmak. Film ilerlerken nerelere ve ne kadar çok, hatta gerekli gereksiz dokunduğunuzu da size hatırlatıp; "Sizin de başınıza gelebilir" diye rahatsız etmekten de geri durmuyor.
SONUÇ: “Contagion”, ilk maddede bahsettiğim sebepten ötürü beklentilerini gereksiz yere yükseltenlere yavan gelebilir. Ama herşeyden öte, gerek öyküyü anlatışındaki gerçekçilikle; gerek de böyle bir salgında gerçekleşebilecek elitist tutum karşısında kalınacak çaresizlikle sizi bir yerlerden yakalamayı başarıyor. Romero, anlattığı tüketim toplum eleştirisini geniş kitlelere ulaştırmak için alegori yapması gerektiğini biliyordu. Ama Soderbergh, gişede yatmayı göze alarak alegoriye girmemeyi tercih etmiş. Gişede yattığı doğru, ama bence filmi; ileride daha büyük teveccühle anılacak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder